Eko sistemdeki endemik yolsuzluğu örtbas etmek ABD’den İngiltere’den Almanya’dan siyasi manda istiyorlar.

İBB’deki rüşvet, yolsuzluk ve terör soruşturmaları kapsamında gerçekleşen tutuklamaların ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sokak çağrısıyla Saraçhane’de başlatılan protesto gösterileri, marjinal grupların provokasyonları ile kontrolden çıkarak dini ve tarihi değerlere saygısızlık, hakaret ve kendilerine destek vermeyenle yönelik tehditlerin pervasızca sergilendiği vandallık gösterilerine dönüştü.

Özellikle vurgulayalım ki protesto demokratik bir haktır. Hukuk içinde kaldığı müddetçe sorun yoktur ancak iş bağcıyı dövmeye gelirse bunu bir faturası olacağını herkes bilmelidir.

Saraçhane’deki protesto gösterilerinde zıvanadan çıkan çapulcular taşlar, sopalar ve asitlerle saldırdıkları 158 polisin yaralanmasına neden oldular.

Polisin olağanüstü tahammülü ile benzeri Gezi kalkışmasında yaşanan tahrikleri boşa çıkan çapulcular halkın sinir uçları ile oynayarak mübarek Ramazan gününde Şehzadebaşı Camii’nin duvarlarına idrarlarını yaptılar, kubbesine çıkıp içki içtiler, haziresindeki mezarları tahrip ettiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mezardaki annesine en galiz küfürleri edecek kadar aşağılık davranışlar sergilediler.

Bu provokatif eylemlerin tümü onları davet edenlerin gözleri önünde gerçekleştirilirken mesele demokratik bir hakkın kullanımının ötesine geçerek hayvani duyguların dışa vurulduğu ve mezardaki ölüye bile küfür edecek bir seviyesizliğe döndü.

Küfür; söyleyecek sözü olmayan, insanlıktan nasibini almamış, haysiyet yoksunlarının sık başvurduğu bir yöntemdir. Hiçbir anneye küfür edilmez, mezardaki anneye asla küfür edilmez. Annelere hele de mezardaki annelere küfredenler dünyanın en aşağılık yaratıklarıdır.

Bu aşağılık yönteme ana muhalefet partisinin organize ettiği gösterilerde ve onun himayesindeki çapulcular tarafından başvurulması ve engellemek için hiçbir çaba gösterilmemesi düşündürücüdür.

Polise saldırarak, cami duvarına işeyerek, cami kubbesine çıkıp içki içerek ve ölmüş anneye küfür ederek toksik sosyoloji mutlu edilebilir ancak sağduyu sahibi hiç kimse böyle bir rezilliği onaylamaz.

Nitekim Halk TV tarafından yapılan ve Spiker Ece Üner’in şaşkınlıktan dilini yutmasına neden ankete katılanların sadece yüzde 3'ü 'Eylemler haklıdır' derken yüzde 32'si 'Düzeni bozmadıkça eylemler haklı', yüzde 65'i ise 'Eylemler haksızdır' cevabını vermişler.

Kronik muhalif Halk TV izleyicilerinin üçte ikisinin doğru bulmadığı kin ve nefret kusulan eylemlerin uzun vadede CHP’ye de bir yararının olmadığı görülecektir ancak parti yönetiminin izahını yapamadıkları yolsuzlukların üstünü örtememek korkusu onların da bu gerçeği görmelerini engellemektedir.

Özgür Özel Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın annesine yapılan küfürleri kendi annesine yapılmış saydığını söylese de küfürlere devam edilmesini önleyemedi.

Kamu vicdanını yaralayan Şehzadebaşı Camii’ne yönelik aşağılık davranışların siyasi bir faturası olacağı endişesiyle CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik partinin -özellikle başörtülü üyelerinden- Sevgi Kılıç'ın da yer aldığı bir heyetle İstanbul Valisi Davut Gül’ü ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada:

“Camide bir ürün kullanımıyla ilgili ya da duvara karşı yapılan bir eylemle ilgili birtakım süreçlerden bahsediliyor. Biz bütün eylemcileri uyarıyoruz. Caminin duvarına çıkıp bir şey içen, duvarına bir şey yapan kesinlikle provokatördür. Özellikle kasten yapılmıştır, yaptırılmıştır.

Biz CHP olarak Ramazan'da haksızlığa uğradığımız için oradayız. Ramazan'da kul hakkı yenmez. Camilerimiz bizim kutsalımızdır. Herkesten hassasız. Bunlar yapıldıysa da dışarıdan getirilen insanlara yaptırılmıştır.” Diyerek sanki olup bitenler gözlerinin önünde olmamış gibi sorumluluğu üzerlerinden atmaya çalıştı.

Peki, inandırıcı olabildi mi?

Hayır.

Çünkü “kim olursanız olun gelin” diye davetiye çıkartanlar hatta “Taksim’i bile kurtarmaktan” söz edenler, yıkın geçin diye müptezellere gaz verenler, valiye ve emniyet müdürüne parmak sallayıp tehdit edenler kendileriydi.

Bu müptezeller dışarıdan getirildiyse neden müdahalede bulunmadılar?

Camiler onların da kutsalıysa caminin duvarlarına işeyen aşağılık yaratıklara ne yapıyorsunuz ulan? diyebilecek, Cumhurbaşkanının ölmüş annesine en aşağılık küfürler edilirken alanda müdahale edecek sağduyulu bir insan yok muydu?

Dün camileri ahır yapan zihniyet bugün cami duvarına idrarını yapıyor.

Hatırlanacağı üzerine gezi kalkışmasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşine ve merhum annesine yönelik aşağılık bir dil kullanılmış, Dolmabahçe Valide Sultan Camii’ne ayakkabıları ile girerek kirletmişler, içki içmişler, kadınlı erkekli gruplar sarmaş dolaş utanç verici görüntüler sergilemişlerdi.

Milletin çocukları; İHA’ları SİHA’ları, KAAN’ları, GÖKBEY’leri, HÜRKUŞ’ları,TCG ANADOLU’ları,TOGG’ları, Hava savunma sistemlerini, Radarları, uyduları, Marmaray’ı, Avrasya tünelini, akıllı yolları, havalimanlarını ve toplum yararına binlerce eseri yapmakla yetinmeyip daha iyisi için çaba gösterirken sokağın çocukları cami duvarına işeyip, cami avlusunda kafa çekerek ölmüş annelere küfür ediyor.

Aradaki fark bu kadar net.

Çalan onlardansa hırsızlığın önemli olmadığını, dini değerlere ve kutsallara nefret kusmak için fırsat kolladıklarını, kendilerinden olmayanlara karşı patolojik bir saldırganlık ve tahammülsüzlüğün asla değişmediğini ve değişmeyeceğini bir kez daha gördük.

Yapılanlar ellerine fırsat geçmesi halinde neleri yapabileceklerini de göstermiş oldu.

Bundan sonrası milletin ferasetine kalmış.

Tercihleri akıbetlerini de belirlemiş olacaktır.

****

Bizzat CHP’lilerin ihbar ve şikâyetleriyle başlatılarak 21’i açık 4’ü gizli 25 tanığın ifadeleri, MASAK ve Mülkiye Müfettişlerinin belgelerle desteklenen Raporlarıyla somutlaştırılan soruşturmanın siyasi olduğunu iddia edenler aklın sadece kendilerinde olduğunu zannediyorlar.

Savcılar kendilerine yağan ihbar ve şikâyetlerle ilgili olarak; “adam cumhurbaşkanı adayı dokunmayalım” mı diyeceklerdi?

Dünyanın hangi ülkesinde belediye başkanının yakın adamları para destelerinden kuleler yapar?

Dünyanın hangi ülkesinde  değeri 1,5 milyar lira olan üç villa devede kıl bile olmayan 15 milyon gibi komik bir bedel ödenerek alınır.?

O villalar ki manzarası kapanmasından diye karşısındaki arsa belediye bütçesinden çıkan 156 milyon TL ile apar topar kamulaştırıldı.

Çam Sakura Hastanesinin yolunu yapmaya para bulamayan belediye villaların manzarası kapanmasın diye bir kalemde 156 milyonu buluverdi. 

Hayırsever(!) bir işadamı otelindeki 750 metrelik kral dairesini İmamoğlu’na tahsis edince konkordato ilan edecek şirketi küllerinden doğarak İBB’den milyarlık ihaleler almaya başlıyor ve her şey bir anda güzelleşiyor.

O kadar güzelleşiyor ki rabbim verdikçe veriyor mahkeme kararıyla plansız kalan o hayırsever(!) işadamına ait AVM ve Otelin imar planı değişikliği Belediye başkanının da yüksek gayretleriyle belediye meclisinden geçirilerek bedeli milyarlarla ölçülebilecek bir rantın kapısı aralanıyor.

O rant kapısından her babayiğidin giremediğini, girenlerin ise ihya olduklarını soruşturma dosyasından öğreniyoruz.

****

Ekrem İmamoğlu aylık gelirinin 250 bin lira olduğu söylemiş, danışmanı Murat Ongun ise aylık gelirini 350 bin TL olarak ifade etmiş.

Dünyanın hangi ülkesinde danışmanı başkanından daha fazla kazanıyor?

Ortalığa saçılan kokular okyanus ötesinden de duyulmuş olmalı ki ABD “bizi ilgilendirmez bu Türkiye’nin iç işidir” direk bekledikleri desteği vermedi.

Avrupa derseniz kendi can derdine düşmüş, Rusya saldırırsa ne yaparız korkusuyla Trump’a sadakatlerini ifade etmek için kırk takla atıyorlar, kimsenin ciddiye almadığı birkaç cılız tepki dışında sesleri solukları çıkmıyor.

Kaldı ki Gazze’de asrın soykırım ve katliamına seslerini çıkartamayan zavallılar destek verse kaç yazar vermese kaç yazar.

CHP’yi belki de en şaşırtan açıklama "Biz CHP'nin eylemci kitlesi değiliz. Bizim partimizin böyle bir şeyi yok. Biz eleştiririz bu karar ama bizim kendi, başka bir meselemiz var, bu meseleyi de aşan. Biz toplumsal barışı örgütlemeye çalışıyoruz.” diyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’dan geldi.

Yani İstanbul’u kazandıran DEM’in artık çantada keklik olmadığı anlaşıldı.

Görünen o ki İstanbullular yağan şiddetli kar nedeniyle yollarda perişan olurken İngiliz büyükelçiye verilen rakı balık ziyafeti de pek işe yaramamış. 

Ayrıca çuvallara sığmayan mızrakları onlar görmüyorlar mı?

Mısır’daki sağır sultanın bile duyduklarını onlar duymuyorlar mı?

Hepsi bir tarafa KKTC’de sınavsız girilen ve YÖK’ün tanımadığı parayı bastıranın kayıt yaptırdığı sıradan bir okuldan İstanbul Üniversitesi gibi itibarlı ve yüksek puanla kayıt yaptırılabilen bir Üniversiteye hukuk dışı yollarla yatay geçiş yaptığı için diplomasının iptal edildiğini onlar da öğrenmediler mi?

Her şey ayan beyan ortada iken İngiltere’den beklediği desteği göremeyen Özgür Özel  “yalnız bırakıldık” diye sitem ediyor, BBC’ye CNN’e Türkiye’yi kötüleyen mesajlar veriyor.

İmamoğlu ABD medyasına Tayyip Erdoğan’a rakip olduğu için önünü kesmek amacıyla tutuklandığını söyleyerek Türkiye’ye müdahale edilmesini istiyorlar.

Ne hazindir ki mandacılığa şiddetle karşı çıkan Atatürk’ün kurduğu partinin yöneticileri siyasi manda talebinde bulunuyorlar.

(Yaveri Mazhar Müfit Kansu, hatıratında Atatürk’ün manda konusundaki görüşünü şöyle aktarır: "Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar.) 

Oysa geçmişte her şey ne güzeldi.

Bunlar içeride hapşırınca onlar dışarıdan çok yaşa diyordu.

Devir değişti, Türkiye artık “na’ber ufaklık!” denilip yanağından makas alınacak bir ülke değil.

İçimizdeki mandacılar için kabullenilmesi zor olsa da kimin yanağından makas alacağına da kendisi karar veriyor.

****

Ekrem İmamoğlu eşi Dilek İmamoğlu darbe girişimine karşı sokağa dökülen vatandaşlar için Aziz Nesin'in "Bir annenin çocuğu geri zekâlı olsa ne yapar hayatını ona adar. Ben de aynısını yapıyorum işte." sözlerine atıf yaparak "Sokaklara dökülen bu halka akıl fikir diliyorum o kadar" diyerek darbecilere destek veriyordu.

O gece sokağa çıkanlara geri zekâlı diyenler bugün sokak çağrısı yapıyor.

Darbecilere direnmek için sokağa çıkanlar geri zekâlı ise 560 milyarlık vurgunu yapanlara destek vermek için sokağa çıkanların adını siz koyun.

***

Mesele meydanlardaki rezaletlerle sınırlı kalmadı.

Özgür Özel kendilerine destek vermeyen herkesin karşılarında olduğunu söyleyerek onlara karşı boykot başlattıklarını söyledi.

Asrın katili ve soykırımcısı İsrail’i destek veren şirketlere yönelik boykota katılmadıkları gibi o şirketlere ve ürünlerine inadına destek veren CHP, kokusu ortalığa yayılmış yolsuzlukları örtbas etmek için bu ülkenin yerli ve milli şirketlerine ve vurguna destek vermeyen medyaya boykot tehdidinde bulunacak kadar büyük bir savrulma yaşarken, iktidar olmaları halinde neleri yapabileceklerini de bir kez daha hatırlattı.

Fırsatı ganimet bilen ihanet şebekesi eş zamanlı harekete geçerek ekonomiye darbe vurmak istedi ve Dolar bir anda 41 TL ye zıplatıldı.

Merkez Bankası anında tepki vererek piyasaya sürdüğü 25 milyar dolarla bu rakamı 38 TL seviyesine çekti.

700’ler seviyesinden 250’ye kadar gerileyen Türkiye’nin risk primi yaşanan gelişmelerin ardından 324’e çıktı, alınan ekonomik önlemlerle 294 puana geriledi.

28 Şubat’ta post modern darbecilerle birlikte  “yeşil sermaye” diyerek aşağıladıkları Anadolu sermayesini yasaklı ilan eden zihniyet, bugün de yolsuzluklarına destek vermeyen yerli ve milli şirketlere ve medyaya boykot tehdidinde bulunuyor.

TOGG’u bile boykot listesine alacak kadar yerli ve milliye düşmanca bir tavır sergiliyorlar.

Çapulcuları kafe/restoran basıyor.

Yıl 2025 ve o cephede ne yazık ki değişen bir şey yok.

Hatırlarsanız Kemal Kılıçdaroğlu da sık sık beşli çete diyerek Türkiye’nin en büyük eserlerini yapan şirketleri itibarsızlaştırmaya çalışmış, iktidar olmaları halinde paralarını ödemeyecekleri tehdidini savurmuştu.

Genel Sekreter Selin Sayek Böke;  “Özel sektör dediğiniz Türkiye’deki bütün kaynakları rantla yeşil olan beş şirketten bahsediyorum. Ne müzakeresi yapacağız? Müzakere falan yok. Buraya yazacağız ve bunlar artık kamunundur deyip devam edeceğiz” sözleriyle faşist zihniyetlerini açıkça ifade etmişti.

Kendi ülkelerini şirketlerine çete nitelemesi yapanlar Londra’nın tefecilerinden para dilendiler.

Yerli ve milliye düşmanlık, kendilerinden olmayanlara tahammülsüzlük CHP’nin genlerinde var.

Kişiler değişiyor ama yıllar geçse de bu çarpık zihniyet bir milim değişmiyor ve Atatürk’ün çok güzel ifade ettiği üzere; “kendi rahatlarını temin etmek için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar”.

Mandacılığı da millete hukuk mücadelesi diye yutturmaya çalışıyorlar.